17 Aralık 2015 Perşembe

Kanguru misali keselendik- Nikah şekeri


Önce metrelerce kumaş alınsa da yetmemesiyle başladı her şey... Çünkü kaç kişi gelecekti, kalabalık mı olacaktı, insanlar birden fazla almak ister miydi, neydi?

On metre yeter dedik, aldık; kesmeye, biçmeye, dikmeye başladık. Annem kesintisiz yedi saatlik mesaiden sonra dikişi bitirmişti. Ama bizim tahminimizden daha az çıkmıştı, ya yetmezseydi?

Neden mi bahsediyorum?
Benim nikah şekerlerinden!

İzmirliyim,  dolayısıyla bu işler içim Kemeraltı'na gitmem gerekiyor. Önce çuval bezi ile çalışmayı düşündük. -Satın almayı reddettim, bu motto beni çok yoruyor evet ama bir şeyi kendin yapabiliyorsan dışarıdan almaman gerektiği kanısını taşıyorum. Ha, süreç çok yorucu oluyor, aksini iddia edecek bir savım yok.- Sonra dedik ki çuval bezi ile dikiş yapmak daha zor olacak hem de o esnada keten bir kumaş gözümüze takıldı. Tamam dedik, bundan yapıyoruz.


Kafamızdan bir güzel yanlış hesaplar yaptık, ohooo dedik bundan şu kadar tane kese yaparız biz. Hadi ben yanlış yaptım da yıllardır dikiş nakış işi ile uğraşan annem nasıl bu hatayı yapabildi diye şaşırdık.

Bir hafta sonra yeniden aynı kumaş dükkanına gidip topta kalan ne kadar kumaş varsa hepsini sartın aldık. Normalde kumaş ihtiyacımız için Kemeraltı'ndaki Dal Manifatura'ya gideriz. Orada Fatih isminde çok sevimli, çok nazik bir çalışan vardır. Sürekli müşterisiyiz, git gel aramızda bir ahbaplık oluştu. Ama ikinci gidişimizde Fatih izinliydi. Biz de dükkandaki diğer çalışanlarla görüşmek zorunda kaldık. Fatih'in aksine diğerleri için aynı sıcak yorumu yapamayacağım ne yazık ki. bir hafta önce satın aldığımız kumaşın metresini bize 5 tl daha fazlaya satmak istediler. Daha yeni aldığımızı söylememe rağmen yok dolar yükselmiş, yok fiyatlar değişmiş. Hadi dolar yükseldi diyelim, bu esnada sen de yeni kumaş almış ol eyvallah da, ben bıraktığım yerden gerisini satın aldım kumaşın, o neyin zammıdır, anlamadım...

Eve geliğimizde akşam yemeğinden sonra yine dört koldan giriştik, bir yandan kestik, bir yandan diktik, bir yandan süsledik.

Annemin çokça mesaisiyle nikah şekeri keselerimi bitirdik. Çok yoruldu ama sonuçtan hepimiz çok memnun olduk. Ha, diyeceksiniz ki madem öyle kendin yapmak istiyordun her şeyi, sen neden yapmadın? Yapardım, yapmaz mıydım, benim de elim dikiş tutar ama... Nikaha kalmış iki hafta, işe devam ediyorum, Aydın'dayım, dikiş makinesini her hafta İzmir-Aydın arasında taşımak zorundayım, eşya paketliyorum, ev taşıyorum, eşay yerleştiriyorum... Derken yapamadım işte. Çok daha önceden organize etmek gerekirmiş. Deneyim diyorum, bir sonrakine daha rahat olacak diyorum.



Tabii, işin sonunda nikah oldu bitti, nikah şekerlerini ikram ettik, alanlar aldılar. Ama o da ne? Nikah bitti ve bizim elimizde nikah şekerlerinin yarısı duruyordu! Yani şu anda şu sepette görünenlerden çok daha fazlası...



Kalanlardan bir kısmını nikaha katılamayan yakınlarımıza verdik. Ancak hala çok fazla (50+) kese elimizde mevcut.


Keselerin içinde badem şekeri var. Onlar da ambalajın içinde. Her birinde dört adet badem şekeri var.



Keseler ve badem şekerleri heba olsun istemiyorum. Yakın zamanda bir çocuk falan düşünmediğime, yakınlarda evlenecek bir kuzen bulunmadığına göre -bir kız kardeş olabilir belki, bilmiyoruz, bekliyoruz.. ;)- keselerim satılıktır.

Satın almak isteyen p.burnakli@gmail.com  mail adresinden, @madamroksalan instagram adresinden veya bu blogda yorum bildirerek bana ulaşabilirler.



Tabii denirse ki;
"Ben bundan istemiyorum, kafamda başka başka şeyler var, öyle bir şey yapsak olur mu?"

Denir ki;
"Bittabii, neden olmasın. Nasıl hayal ediliyorsa öyle olsun."
Bu gibi şeylerin insanın içine sinmesi çok önemli, ne de olsa ömrünün bir döneminin değiştiğini simgeleyen şeyler bunlar. Güzel zamanları anımsatan şeyler... 


Sevgilerimle herkese,
Pınar




 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder