22 Aralık 2015 Salı

Ben bir sehpa boyadım

Önüm,arkam, sağım, solum, deniz!

Bir yandan yaz mevsimini deliler gibi özlerken diğer yandan da artık anlamını yitirmiş bir dönemin nesini özlüyorum diye düşünüyorum. Nerede kaldı o aylak zamanlar... Nerede kaldı gece yarılarına kadar yazlıkta dolanıp sabahın köründe eve gelip de ertesi sabah uyanıp koşa koşa denize gittiğimiz günler. Yok artık, bitti...

Artık sekiz-beş var hayatımızda. Altı buçukta kalkmalar, resmi giyinmeler, otoriteler ve boyun eğmeler var.

Memur olmanın bizim ülkemizde ciddi kısıtlılıkları var. Başka ülkelerde de öyle midir, bilemiyorum ama biz ne düşündüğümüzü ifade bile edemeyecek bir konumdayız. Sosyal medya hesaplarında paylaşılan eleştirel düşüncelerin tahammül dahi edilemediği bir yerdeyiz. Biz mülakata girerken profil fotoğraflarımızdaki alkollü ortam içerikli fotoğraflarımızı kontrol etmek durumunda kalmıştık, silindi, saklandı, utanılacak şeylermiş gibi. Kendimiz gibi olmamız değil, kalıba uymamız önemliydi. Nitekim uyduk mu uymadık mı bilinmez ama gidiyoruz bu yolda, işte.

Hoppala! Buralara nerelerden geldik acaba? Deniz, kuş, böcek? Neredeler?

Ben yine bir zigon sehpa boyadım. "Eskici geldi haaanııım." diye spotçuları dolanasım var, elimdeki eskileri bitirip keşfe çıkacağım.

Lafa ilk başladığım gibi, denizle alakalı her şeyi seviyorum, eşim de öyle. Bu şablonu da çok sevmiştim, sehpaların üzerinde uygulamak istedim.




Sehpaları zımparaladıktan sonra Polisan X1 beyaz boyayla rulo fırça kullanarak boyadım. Kaç kat diye sorarsanız, çokça kat.... Kahverengi boyalı sehpalar zor kapanıyor, birkaç kattan sonra tamam, iyi oldu demeye başladım.


Sehpaların renginin oturduğundan iyice emin olduktan sonra üstüne deniz kabuklu şablon uygulaması yaptım. Bodrum mavisi denir mi bu renge acaba? Ya da en sevdiğim mavi desem?




Üzerini verniklemek gerek, çünkü çay, kahve vb. leke yapıcı bir şey dökülürse boya onu emebilir ve leke kalıcı olur. Ha, sen yaptın mı derseniz, hayalimdeki vernik ile henüz tanışmadığım için malesef, yapamadım.
İyi bir vernik tavsiyesine ihtiyacım var, sarı leke bırakmayanından...

Deniz havası bizimle olsun, haydi hep birlikte iyotlu kokuyu çekelim içimize.
Sevgiler.
Pınar

18 Aralık 2015 Cuma

May the force be with you! Bu bir Star Wars yazısıdır...


İnsanlar isyana gelmişler. Star Wars bilmeyen, filmi bir kere bile izlememiş olan kişiler dahil herkes nasıl bir çılgınlığa kapılmış. Herkes Darth Vader sevici, Stormtrooper'lar falan havada uçuşuyor.

Bugün de yine bir yerlerde okuyordum, Facebook'ta da profil fotoğrafları ışın kılıçlı hale mi gelmiş, neymiş...

Yani hepimiz çılgınlar gibi Star Wars hayranıymışız, vay be!

donanimgunlugu.com'dan alınmıştır.

Yazıyı yazmak gibi bir niyetim yoktu ama her şey geçtiğimiz haftasonu kardeşimin, "Biliyor musunuz, Bim'de orijinal Star Wars ürünleri satılacakmış, hem de çok komik fiyatlara." demesiyle başladı.

Önce acaba bizi trollüyorlar mı diye düşündük. Çünkü ekşisözlük'te bir sürü yorum vardı, kandırılıyor muyuz neyiz acaba derken, afişleri gördük. Üç beş bir şeyler alırız herhalde dedik, şu fotoğrafla adam kendine gecikmiş çeyiz yapmış demekten kendimi alamadım. Eve gidince nelerle karşılaşacağım, merak ediyorum.




İşin özü, ben çok severim. Kardeşimle oturup sabahtan akşama ard arda izlemişliğimiz vardır, deli gibi abur cubura abanıp... Ancak şimdiki film ile ilgili müthiş beklentilerim yok. Bakalım, nasıl olacak.

Bu işin büyük boyutunu da senelerdir değiştirmediğim mail sayfamın arka planının benden habersiz uzay gemisi ile kaplandığını gördükten sonra dile getirmek istedim. Bir de bunu gördükten sonra:




Güzel olmuş ama hadi... Şuna da çok güldüm ayrıca, tek değilmişiz;
http://listelist.com/bim-star-wars/

Neyse; güzel cuma, şahane cuma, bitirelim değil mi haftayı?
Güç sizinle olsun! :)

görsel internetten alıntıdır.

Akşam ne yapsam, sıcak şarap mı yapsam acaba?
Mutlu tatiller!
Pınar

17 Aralık 2015 Perşembe

"Tutku"lu çekiliş


Az evvel tesadüfen bir blog sayfası keşfettim. Tesadüf denemez belki çünkü Aydın'da blogger var mı acaba diye aranıyordum, oradan başka bir blogger buluşmasının yayınlandığı bir gönderinin altında "Aydın'dan kimse yok mu ya hu?" diye bir yorum gördüm. Oradan Benimtutkum'un blog sayfasına göz gezdirdim. Aydın'da olup olmadığını anlayamadım daha ama bu keşif bende acaba daha başka kimler var diye düşünmeye itti. Ne bileyim, bir sürü etkinlikler, toplantılar oluyor, Aydında' da oluyor mu acaba diye düşünüyorum.

Velhasıl bahsedeceğim şey, "Benimtutkum" blog tasarım çekilişi yapıyor. Ben de şansımı deneyeyim dedim.

http://benimtutkumm.blogspot.com.tr/2015/12/blog-tasarm-cekilisi.html
http://benimtutkumm.blogspot.com.tr/2015/12/blog-tasarm-cekilisi.html

Blog sayfanız ile ilgili değişiklik yapmak istiyorsanız, ya da sadece çekilişi yaymak istiyorsanız, bunu mevcut profillerinizde paylaşın. Belki bu yılbaşında bir hediye de blogger dünyasından alırsınız, belli mi olur?

Bugünkü ikinci yazı oldu, ama kaçırmak istemedim.

Sevgilerimle,
Pınar.

Kanguru misali keselendik- Nikah şekeri


Önce metrelerce kumaş alınsa da yetmemesiyle başladı her şey... Çünkü kaç kişi gelecekti, kalabalık mı olacaktı, insanlar birden fazla almak ister miydi, neydi?

On metre yeter dedik, aldık; kesmeye, biçmeye, dikmeye başladık. Annem kesintisiz yedi saatlik mesaiden sonra dikişi bitirmişti. Ama bizim tahminimizden daha az çıkmıştı, ya yetmezseydi?

Neden mi bahsediyorum?
Benim nikah şekerlerinden!

İzmirliyim,  dolayısıyla bu işler içim Kemeraltı'na gitmem gerekiyor. Önce çuval bezi ile çalışmayı düşündük. -Satın almayı reddettim, bu motto beni çok yoruyor evet ama bir şeyi kendin yapabiliyorsan dışarıdan almaman gerektiği kanısını taşıyorum. Ha, süreç çok yorucu oluyor, aksini iddia edecek bir savım yok.- Sonra dedik ki çuval bezi ile dikiş yapmak daha zor olacak hem de o esnada keten bir kumaş gözümüze takıldı. Tamam dedik, bundan yapıyoruz.


Kafamızdan bir güzel yanlış hesaplar yaptık, ohooo dedik bundan şu kadar tane kese yaparız biz. Hadi ben yanlış yaptım da yıllardır dikiş nakış işi ile uğraşan annem nasıl bu hatayı yapabildi diye şaşırdık.

Bir hafta sonra yeniden aynı kumaş dükkanına gidip topta kalan ne kadar kumaş varsa hepsini sartın aldık. Normalde kumaş ihtiyacımız için Kemeraltı'ndaki Dal Manifatura'ya gideriz. Orada Fatih isminde çok sevimli, çok nazik bir çalışan vardır. Sürekli müşterisiyiz, git gel aramızda bir ahbaplık oluştu. Ama ikinci gidişimizde Fatih izinliydi. Biz de dükkandaki diğer çalışanlarla görüşmek zorunda kaldık. Fatih'in aksine diğerleri için aynı sıcak yorumu yapamayacağım ne yazık ki. bir hafta önce satın aldığımız kumaşın metresini bize 5 tl daha fazlaya satmak istediler. Daha yeni aldığımızı söylememe rağmen yok dolar yükselmiş, yok fiyatlar değişmiş. Hadi dolar yükseldi diyelim, bu esnada sen de yeni kumaş almış ol eyvallah da, ben bıraktığım yerden gerisini satın aldım kumaşın, o neyin zammıdır, anlamadım...

Eve geliğimizde akşam yemeğinden sonra yine dört koldan giriştik, bir yandan kestik, bir yandan diktik, bir yandan süsledik.

Annemin çokça mesaisiyle nikah şekeri keselerimi bitirdik. Çok yoruldu ama sonuçtan hepimiz çok memnun olduk. Ha, diyeceksiniz ki madem öyle kendin yapmak istiyordun her şeyi, sen neden yapmadın? Yapardım, yapmaz mıydım, benim de elim dikiş tutar ama... Nikaha kalmış iki hafta, işe devam ediyorum, Aydın'dayım, dikiş makinesini her hafta İzmir-Aydın arasında taşımak zorundayım, eşya paketliyorum, ev taşıyorum, eşay yerleştiriyorum... Derken yapamadım işte. Çok daha önceden organize etmek gerekirmiş. Deneyim diyorum, bir sonrakine daha rahat olacak diyorum.



Tabii, işin sonunda nikah oldu bitti, nikah şekerlerini ikram ettik, alanlar aldılar. Ama o da ne? Nikah bitti ve bizim elimizde nikah şekerlerinin yarısı duruyordu! Yani şu anda şu sepette görünenlerden çok daha fazlası...



Kalanlardan bir kısmını nikaha katılamayan yakınlarımıza verdik. Ancak hala çok fazla (50+) kese elimizde mevcut.


Keselerin içinde badem şekeri var. Onlar da ambalajın içinde. Her birinde dört adet badem şekeri var.



Keseler ve badem şekerleri heba olsun istemiyorum. Yakın zamanda bir çocuk falan düşünmediğime, yakınlarda evlenecek bir kuzen bulunmadığına göre -bir kız kardeş olabilir belki, bilmiyoruz, bekliyoruz.. ;)- keselerim satılıktır.

Satın almak isteyen p.burnakli@gmail.com  mail adresinden, @madamroksalan instagram adresinden veya bu blogda yorum bildirerek bana ulaşabilirler.



Tabii denirse ki;
"Ben bundan istemiyorum, kafamda başka başka şeyler var, öyle bir şey yapsak olur mu?"

Denir ki;
"Bittabii, neden olmasın. Nasıl hayal ediliyorsa öyle olsun."
Bu gibi şeylerin insanın içine sinmesi çok önemli, ne de olsa ömrünün bir döneminin değiştiğini simgeleyen şeyler bunlar. Güzel zamanları anımsatan şeyler... 


Sevgilerimle herkese,
Pınar




 

15 Aralık 2015 Salı

Sipariş aldım, yılbaşını kutladım! : Baykuşlu yılbaşı tepsileri


Bazen çok güzel zaman geçirdiğin bir dönemde bir anda bir değişiklik olur, yukarılarda seyreden o muhteşem enerji yerle bir olur. Bazen her şey adaletli yerli yerinde olduğu zamanlarda bir anda adaletsizce olduğu düşünülen bir şey gerçekleşir ve üst üste konmuş bloklar bir anda darmadağın olur.

Vücudum çok yorgun olduğu halde haftaya çok keyifli başladım. Öforinin nedenini tam bilemesem de haftasonu katıldığım eğitim çalışmasının etkisi olduğunu düşünüyorum sık sık. Ve şimdi de yaşadığım şey, benim eğitim sürecinde aldığım çokça şeyin gözlerimin önünden geçmesine neden oldu. "Dur!, Düşün!, Neden böyle tepki verdin?, Neden bu durum seni bu kadar etkiledi?" Çünkü vücudumdaki bir takım belirtilere bakacak olduğumda somatik belirtilerin anında vuku bulduğunu gördüm; midede kramplar gibi.

Tam da güzel güzel blog için yazı yazacak, hayatın neşesinden, keyfinden, hoş yanlarından bahsedecektim. Nahoş taraflardan değil.

Deneyeyim mi?

Çok uzun zamandır boyama yapmıyorum. Hatta herhangi bir çalışma yapmıyorum. -657'den bahsetmediğimi herkes biliyor elbette...

Ama derken derken, bundan iki hafta önce aldığım bir mail ve eve geldiğimde fark ettiğim bir arama (Yine 657 nimetlerinden sayarsak gün içinde cep telefonu kullanamıyorum.) beni boyama yapmaya hazırladı. Geçen sene benden tepsi satın almış olan İpek Hanım yine yılbaşında hediye vermek üzere tepsi istiyordu. Ve aynı tepsilerden istiyordu. Yedi tane.

Fakat ben taşınma esnasında boyaları kaybettim, bazıları bitti, şablonumun nerede olduğunu zaten bilmiyorum; bu nedenle kendisinden yeni bir çalışma yapabilmek için izin istedim.

Bir takım resimler gönderdim ve o şunda karar kıldı:




Daha sonra çalışmaya başladım. Yeni evde eşya bulmak çok zor, boyalar nerede, fırçalar nerede, o nerede bu nerede derken başladım boyamaya.



Bu sefer dekopaj yaptım. Çünkü baykuşların üzerindeki geometrik desenleri ince çalışamazdım. Öbüt türlü de baykuşların bir özelliği kalmazdı.



Tepsinin kenarlarına sarı sim sürdüm. Çok belli olmayan ancak çok güzel ışıltı katan bir uygulama oldu. E, yılbaşı. Yılbaşında süs olmaz mı?



Daha sonra simden biraz da tepsinin tabanında kullandım. Bunun bir nedeni de vernikleme esnasında beni yanlış yönlendiren bir el sanatları eğiticisinin sözlerini dinlemiş olmamdı.

Çünkü o bana demişti ki; cam cila kullan, o iyidir.

Hayır, hayır, hayır! Bundan sonra asla hobi merkezleri haricinde bir yerden vernik almam, asla cam cila gibi, klasik ahşap vernikleri gibi vernikler kullanmam. Her seferinde çalışmam ne kadar güzel olursa olsun, o vernikler yüzünden hep sıkıntı yaşadım. Kendime yaptığım pek çok eşyaya düzenleme yapmak zorunda kaldım. Bu nedenle hayır, fırça temizlemede tiner gerektirecek herhangi bir cila kullanmayacağım bundan sonra.



Bu tepsiler için de aynı şey geçerli. Vernik işi biraz canımı sıktı. Ama nihayetinde güzel oldu.

Bugün de postaladım İstanbul'a, umarım bir problemle karşılaşmayız.
Bir tepsi ve sipariş macerası da böyle işte.
Nasıl oldu acaba, güzel güzel bir blog yazısı yazmış olduk mu?
Sanki midemdeki ağrı da biraz hafifledi.
Boşuna bu meslekte değiliz değil mi, her şey "psikolojik"!!!

Sevgilerimle,
Pınar


3 Aralık 2015 Perşembe

Sirkenin bu kadar işe yarar olduğunu bilseydim...

Kokusundan hala hoşlanmam. Yemeklere katma fikrini yine bir derece kabul ederim ama salata için kullanma konusu benim için tartışmaya açık değil. Hele salt haliyle içmek... Mümkün değil.

Çocukken böcek mi ısırmıştı tam anımsamıyorum, bir akrabamız büğtün vücudumu sirke ile yıkamıştı. O günden beridir hoşlanmam sirke kokusundan.

Geçen gün de çok severek okuduğum bir blogda sirke toniğinin mideye çok faydalı olduğunu görmüştüm. Bir su bardağı suya bir kaşık bal, bir kaşık da elma sirkesi katılıp sabahları aç karnına içilecek diyordu reçete. Tarife uydum. Maalesef bütün midem bulandı. Bir daha zorunlu kalmazsam denemeyi düşünmüyorum. Şimdiye dek sirke içmeye en çok yaklaşabildiğim nokta İspanya'da kalırken Asturias bölgesindeki Oviedo kentinin yöresel içkisi olan Sidra içebilmek olmuştu.


Hazır yeri gelmişken o zaman, kısa bir gezi notu düşmeden olmaz. Oviedo, İspanya'nın kuzeyinde kalan Asturias bölgesinin başkentidir. Tarihi binaları son derece iyi muhafaza edilmiştir. Bunun en önemli sebebinin müslümanların o bölgeye ulaşamadan İspanya'dan çelikmeleri olduğu söylenir. Denilene göre, Oviedo'ya kadar gelmişler fakat bölge halkı onların devam etmesini engellemiştir. İnsanların davranışları İspanyollardan çok Fransızlara benzer, kuzey etkisinden olsa gerek. Sokaklarda, stereotip bildiğimiz gitar çalan seksi İspanyol erkekleri yoktur.:) Sidra konusundan çok ayrılmadan, Oviedo'da Gascona denilen bir cadde vardır. Sidra özellikle bu caddedeki barlarda içilir. Elmadan yapılan sirkeye benzer, sirkeden daha yumuşak bir içkidir.

cristinabenella88.wordpress.com

Sidranın bardağa özel bir doldurma yöntemi vardir. Şişe bir elde havada, bardak da diğer elde yere yakın tutulur. Bardağa bakmadan şişeden bardağa sidra dökülmeye çalışılır. Tabii turistik bir aktivite olduğu için biz bilmeyenler bu doldurma işlemini başaramayız ve sidra bardaktan çok yerlere dökülür. Genellikle garsonlar sidra servisi yapmaya gelirler. Denemek istiyorsanız söylemeniz gerekir.
Google görseller

İşte ben üniversiteye gidebilmek için her gün bu yoldan geçmek zorunda kalırdım ve gel zaman git zaman sidra kokusuna alıştım.

Sidra hikayesi böyle, Oviedo'ya giderseniz mutlaka deneyin, hele sirke tadını seven biriyseniz sevdiğiniz bir içki dahi olabilir.

Peki o zaman gelelim sirkeye, ben sirke ile ne yapıyorum?
Temizlik!

O kadar temizlik yöntemleri aradım, çizelgeler hazırladım, klorakla ya da bilinen adıyla çamaşır suyuyla evimi kirletemem!

Evet, kirletemem.

Evde kullandığımız pek çok temizlik malzemesinin aslında hijyen sağlarken bir yandan da soluduğumuz havaya, kullandığımız suya karıştığını düşünürsek; her ne kadar gözle görmesek de yarattığı tahribatı birazcık ciddiye alıyor olsak evimize "hijyenik zehirleri" sokmayız bile.

Evcil hayvanım için ve kendimce su kirliliğine almış olduğum önlem bu. Sirke. Her yere, her şeye sirke. Ocak mı temizlenecek? Sirkeli karbonattan daha güzeli yok. Yerler mi silinecek? Arap sabununa destek; az biraz sirke ile. Peki ya camlar? Sirke parlatır, ne gerek var mavi pembe sıvı deterjanlara? Çamaşırlar için? Yumuşatıcıya alternatif- kokusu kalmıyor-. Bulaşık makinesinde yıkanan bulaşıkların temizliğinden endişe mi ediyorsunuz? Parlatıcı yerine sirke işte!




Sirke nerelerde kullanılır, faydaları nelerdir gibi soruların cevaplarını Meyvelitepe blogundan kaynaklarıyla birlikte vermiş. Bu blog her yazısıyla hayatımızda sık kullanılanlarda bulunması gereken bir kaynak. Zaten benim de bahçe böcek işlerine kendimi kaptırmamın en büyük nedenlerinden biridir bu blog. Ben daha okuyup da etkilenmeyenini görmedim.

Burada sirke yapımı ile ilgili Meyvelitepe'nin reçetesini inceleyebilirsiniz.

Ben genelde elma sirkesi alıyorum. Fakat en son marketten aldığım sirkenin içindekilere baktığımda bir katkı maddesi kullanıldığını gördüm. Sirke yahu, niye katkı maddesi koyuyoruz? Sonra işkillendim, belki tutar dedim ve kendim sirke yaptım. Dolapta kıştan kalma 4-5 elma vardı. Onları dilimledim, içine biraz pekmez, biraz şeker biraz nohut koydum. Üstüne de su ekledim. Yaklasık 2 litre kadar olmalı. Sonra cam büyük turşu kavanozlardan birinin ağzına tül gerdim, üstüne de bir parmak açık kalacak kadar bir kapak vardı, onu kapattım. Bir iki hafta beklettim. Arada bir kokladım olmuş mu diye, fermantasyon kokusu gelmeye başladı gerçekten. Sonra, sirkenin oluştuğundan emin olduğumda cam kavanozlara koydum.



Fakat yine de ölçülü yapmakta fayda var, çünkü benim sirkelerin üstünde beyaz küf oluşmaya başladı, bir şeyleri yanlış yaptım galiba. Bir sonrakine daha dikkatli deneyeceğim.

Benim sirkeyi sıklıkla kullandığım bir de yardımcısı var ki o da bir evin olmazsa olmazıdır: Karbonat.

Bir soraki yazıda karbonattan bahsedip, internet araştırmaları sonucu edinmiş olduğum ev yapımı temizleyiciler hakkında konuşmak istiyorum. İşin içine hele aromatik yağlar girdi mi, değmeyin keyfimize...

*****

I really don't like the smell of vinegar. There is no way that i drink or use it in salads. When i was a kid, one of our relatives has washed my body with vinegar because of an insect attack. Till then, i hate vinegar. Just when i was living in Oviedo which is a small town in the north of Spain, there is a traditional drink called Sidra, i could drink it. That was my closest relation with some kind of vinegar thing.

Google görseller

But, when i realized i can use vinegar as a cleaning subject, i adore it. I use it everywhere. In washing machine, dishwasher, for cleaning windows, floors... Really everywhere.

The other thing which i like to use for cleaning is baking soda or sodium bicarbonate, how you like to call.

For the next, i will write about it. And then i will share the cleaning recipes which i use at my home. With aromatic oils, cleaning is not a trouble, something is full of fun! Without any trouble for our world.




2 Aralık 2015 Çarşamba

Temizlik ve düzen işlerine ne dersiniz?

Kendimi toparlayamadım ki, burayı toparlayayım...
Taşınmak ne zormuş!
Yeni eve ve düzene alışmak o kadar sorun değil de, eşyaların içinde kaybolup bir gün önce gözünün önünde olan şeyi bir yerleri toparlarken başka bir yere koymak ve bir daha da bulamamak...
Neleri kaybetmedim ki bu taşınma döneminde? Yüzüğüm, konyak kahehlerim, kutu içindeki iç çamaşırlarım ve en son çizmelerim! Çizme konusu çok önemli çünkü haftasonnu İzmir'de çok yağış vardı ve ben o çizmelere muhtaçtım. Nitekim, hala çizmeleri bulamadım...
Zaten aylar öncesinden başlayan taşınma telaşım içinde hiçbir şey yapamadım, elimden bir iş gelmedi, koliler benim eve aidiyet duygumu köreltti. Bir de "Yeni evde neler neler yaparım ühüüüü." diye yapacağım bazı şeyleri erteledim, farklı bir motivasyon ile başlarım diye düşündüm.
Amma velakin daha ayakkabımı bulamıyorum, ne yeni işi?

Temizlik işi de zormuş be arkadaş! Akşam eve saat 17.30 da geliyorum (pek çok çalışan olarak ağzıma ağzıma vurmak isterseniz haksızsınız diyemem), yemek hazırla, ye, etrafı toparka derkeeen bir bakıyorum saat 22.00 olmuş. Erken yatmayı seven biriyim, bu nedenle saat benim için son derece geç, evde başka bir şey yapacak enerji falan kalmıyor bende böyle olunca.

Bu işe nasıl dur derim diye bir araştırma yapayım dedim. İnsanlar evlerini nasıl temizliyorlar, nasıl düzenliyorlar, püf noktaları nelerdir; hepsini, hepsini, hepsini öğrenmek istedim.

Türkçe blog sitelerinde aramasını beceremediğimden olsa gerek, pek bir şey bulamadım.
Yabancı kaynaklı sitelere baktığımda pinterest dahil çokça kaynak vardı. Bazı bloglarda okudukça "Vay be, bu da mı temizleniyormuş?!" diye şaşırdığım bilgilere ulaştım. Bazılarında ev yapımı temizleyicilere -bu konuda Türkçe kaynaklar da epeyce mevcut.- ulaştım. Bazılarında da kişilerin kendilerine hatırlatma amaçlı listeler oluşturduklarını gördüm. Hatta bunun bir sektör haline dönüştüğünü görünce epey şaşırdım. Ama hoşuma gitmedi dersem yalan olur. Özellikle cleanmama.net, bu konuda bence çok başarılı bir web sayfası.

Ben de kendime hazırlamak istedim, YAPILACAKLAR LİSTESİ, GÜNLÜK MENÜ LİSTESİ, TEMİZLİK LİSTESİ gibi şablonlar hazırladım.
























Çizelgeler daha düzenli bir çalışma ortamı sağlıyor, gözün önünde olduğu zaman unutulacak şeyler hatırlatılmış oluyor. Ben bu nedenle seviyorum listeleri, çizelgeleri, planları.

İsterseniz, resmin üzerine sağ tıklayıp kaydedebilirsiniz. Orijinal boyutta yükleme yapmaya çalıştım, umarım işe yarar.

Kolaylıklar dilerim, herkese.
Sevgilerimle.