10 Şubat 2016 Çarşamba

Yaz değil alla'sen, bu ne reçeli?

Atmaya gönlüm elvermedi çünkü. Limonun en bol olduğu dönemdeyiz, e bir de yediveren limonların bereketi malum. Kalın kabukları mis gibi limonata yapmak için çok elverişli, aslında niyetim sadece limonata yapmaktı. Kalanı da çöpü boylayacaktı.

Limonlarımı rendeledim, sularını sıktım, şekerledim beklettim. Tezgahın üstünde ikiye bölünmüş halde bir sürü atık limon bana baktı. Neden atıyoruz konusu benim için çok hem de çok sıkıntılı bir konu. Yediğim sebze meyvenin kabuklarını soyduğumda onları çöpe atmak istemiyorum. Kompost yapmak en güzel çözüm, ama onun icin de düzenek yok elimde.

Ne yapsam ne yapsam derken internette limon reçeli nasıl yapılıyormuş bir araştırayım bari dedim. Bir sürü karışık prosedür uygulanması gerektiğini söyleyenler de vardı, küçük bir işlem sonrasında reçeliniz hazır, diyen de. Kapattım interneti, boşver dedim. Hatta ilk başta kendimi durdurup ya bir şeye benzemezse kullanacağım şekere yazık olur diye düşündüm.


Sonra yine vazgeçtim. Güzel bir şey de çıkabilirdi sonuçta. Başladım kendi kafama göre reçel yapmaya. Neydi; reçel yapacağın şeye ve şekere ihtiyaç vardı. O kadar.


Limonların dış kabuğu rendelenmiş olarak kalan kısımlarını küçük küçük doğradım. Sonra onları üç beş su değiştirerek yumuşamaları için kaynattım. Yumuşaklığı beni tatmin edince üzerine göz kararı şeker ekledim, biraz da su, yine kaynatmaya başladım. Suyunu biraz fazla koymuş olacağım ki bir türlü ağdalaşmış kıvama gelmedi. Tadına baktım. Az daha şeker gerekiyordu. Şeker ekledim, bu durum ona istediğim kıvama gelmesi için yardımcı oldu. Tadına baktım, hoşuma gitti. İyi ki yapmışım dedim kendi kendime. Bundan sonra da yapmaya devam edeceğim.


Reçeli kavanoza doldurduktan sonra daha uzun dayanabilmesi için kayınvalidemin tavsiyesiyle üzerine eritilmiş tereyağı döktüm. Reçelin hava alması bu sayede önlenmiş olacak. Ama yine de terayağının bozulma durumu da göz önüne alınmalı ve çok da uzun süre bekletmeye güvenmemeli diye düşünüyorum.

Limonlardan kalan birkaç parca daha vardı. Onları da atmaya kıyamadım. Bir kısmını çaydanlığın içine koydum üstüne su ekledim. Kaynattım. Porçöz gibi bir zararlıya ya da limon tuzu gibi bir madde kullanmadan çaydanlığın dibinde kalan kireçleri temizledim. Bir kısmını da evdeki bilimum metal eşyaların üzerine sürterek onları parlatmada kullandım. Elimde son kalan bir iki parçayı da toprağın dibine gömdüm, gübre olur diye umarak. Uyduruktan kompost işte.


Nitekim pazar günü atık konusunda son derece karlı çıktım ben. Limon limon olalı böyle değerlendirilmemişti herhalde.


Ya da değerlendirilmiş miydi acaba? Eskilerden günümüze biz mi unuttuk acaba "HER ŞEY" in kıymetini?


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder