7 Mart 2016 Pazartesi

Ben bir şeyleri yanlış yapıyorum ama...

Evlilik sonrasında kadınların en çok ama en çok yakındıkları konunnun başında her şeye yetememek geliyor. Özellikle çalışan ve çocuklu kadınların ciddi yakınmalrına tanık oluyorum. Her şeye yetmeye çalışmak zor, dur ben sana daha net bir şekilde söyleyeyim: İmkansız.



Ama, bunun imkansız olduğunu bilinç hali bildiği halde bir yerde tıkanma yaşanıyor. Bu tıkanmalar ne biliyor musunuz? Şimdiye dek getirdiğimiz yaşımız kaçsa o yaşa kadar edindiğimiz, öğrendiğimiz, gördüğümüz, gözlemlediğimiz, duyduğumuz, duymak zorunda bırakıldığımız bilinçdışımıza kodlanan en iyi olmaya çalışma güdüsü.

"Evim pırıl pırıl olsun, birisi geldiğinde her şey mükemmel olsun, en iyi yemekler olsun, şimdiye dek en memnun kaldıkları ev benim evim olsun. "

"Ben pırıl pırıl olayım, her daim temiz olayım, saçım, makyajım giysilerim kusursuz olsun, tırnaklarım hep ojeli ve bakımlı olsun, bacağımda tek bir kıl dahi olmasın."

"Çocuğum temiz olsun, en iyisini yesin, en iyi bakımı görsün, lafımdan çıkmasın, çikolata yemesin, bensiz bi yere gitmesin -güvenli dahi olsa- , odası temiz olsun, kıyafetleri düzgün olsun, onunla en kaliteli zamanı ben geçireyim, oyunlar, şakalar, gülüşmeler olsun, çocuğum mutsuz olmasın."

"Sekiz- beş çalışayım, işime de yeteyim, en başarılı ben olayım, patron/müdür/amir en çok beni sevsin, işlerim asla kalmasın, hep zamanında bitireyim, herkese örnek olayım -sınıf birincisi olayım-"

"Kocamla çok mutlu olayım, onun isteklerini de yapayım, düzenli sevişelim, hayatımıza yenilikler getirelim, gezelim, tozalım, yemeklere çıkalım, hiçbir şeyden, hiçbir kimseden geri kalmayalım."

Eksik kaldı mı, kalmıştır elbet. Arada ipucu verdim, nereden geldiği anlaşılsın diye. Bunlar hep çocukluktan zihnimize kazınmış ikincil öğretilerimiz. Ben kendimi evlenene kadar evin düzenine bu kadar takık bir kadın olarak tanımlamazdım. Sevgilim o zamanlar da bana gelirdi, kaliteli zaman geçirirdik, evim derli toplu da olsa dağınık da olsa önemsemezdim. Ne olacaktı sanki?


Evlenince ne değişti? Roller. Roller değişince ben kendi bildiğim "karılık" rolünü, o da kendi bildiği "kocalık" rolünü oynamaya başladı. Rollerde bir sıkıntı yoktu aslında, ama bir yerde yine takılmıştık ne yazık ki.

Benim öğrendiğim ve uygulamaya çalıştığım rol ile olmak istediğim rol arasında bir uyuşmazlık vardı. Çünkü bilincimdeki çalışan kadın kodlarıyla bilinçdışımdan getirdiğim evdeki kadın kodları birbirine geçmiş durumdaydı.

Feminist düşünceyle hareket edersem eşimin benimle birlikte her şeye el atması gerekiyordu. Bunu ondan beklediğimi de zaman zaman ona belli ettim ya da dile getirdim -bkz. dün akşam!-. Ben kahvaltı hazırlıyorsam o da bana yardım etmeliydi, ben temizlik yapıyorsam o da ucundan tutmalıydı, akşam yemeğinde iki tabak sofraya koymalıydı, ben söylemeden çöpü çıkarmalı, kedinin kumunu değiştirmeli, yemekten sonra en azından kendi tabağını bulaşık makinesine yerleştirmeliydi, beni yemekte tek başıma bırakmamalıydı, yemek denen şey sosyal bir şeydi çünkü, o gittikten sonra yemeğn tadı tuzu olmuyordu.   

Öte yandan bir şeyler yapıyordu. Ama ideal yaratmaya çalışan kadına yetemiyordu. Elinden geleni yapıyor ama bir türlü takdir göremiyordu. Kırk yılın başında bir geri çekilmişti, onda da hemen lafı yemişti. Ne olurdu çorapları ortada olsa, ne olurdu bugün yatak toplanmasa, ne olurdu ev bir hafta süpürülmese. O hiçbir şey talep etmiyordu ama kadın sürekli dırdırlanıyordu. Azıcık rahat olamaz mıydı?

Pek çok evde yaşanan şeyin küçük bir özeti bu. Aman canım, ne olacak diyemiyorum, çünkü biliyorum ki her pürüzlü davranışın altında açığa çıkmayı bekleyen bir yaşam olayı var. Tamamlanmamışlıklar olduğunda sürekli şimdiyi kazıyıp geçmişe gidiyoruz, ama neyi nerede aramamız gerektiğini bilmediğimizde bozuk plak gibi tekrar edip duruyoruz. Aynı olay, aynı tepki, aynı sonuç. Ne zaman ki döngü kırılıyor bir yerde, ondan sonra iyileşme faslı geliyor. O noktada da çalışmak gerekiyor elbette. Ama asıl mühim olan farkındalık. 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder