8 Mayıs 2017 Pazartesi

Bir sipariş- posta kutusu


Çok uzun zamandır yazı yazmıyorum. Gerçekten cep telefonları ile kullanabildiğimiz sosyal medya fena attı pabucunu dama blogların. Daha hızlı, daha kolay; fotoğraf düzenle, bilgisayara yükle derdi yok, pek çok takip ettiğim blog yazarı artık neredeyse blogları hiç kullanmıyor bile.

Ben de evde bilgisayarı yok denecek kadar az kullanıyorum. Hatta kendime ait bir bilgisayarım bile yok, Mufit'çiğim netbookumu masadan düşürüp yerlerde sürükledikten sonra bozunca bir daha yenisini alma ihtiyacı duymadım. Ufak tefek işler için de Burak'ın dizüstü yetiyor zaten.

Teee kimbilir ne zaman fotoğrafını yüklediğim bir posta kutusu vardı, bir hobi satış mağazasına. Geçenlerde o posta kutusu benzeri için bir sipariş aldım. Aslında bu tip işleri çok hızlı bitiririm ama yaşam ve sağlık koşulları, bir de sipariş veren kişinin rahat davranması nedeniyle biraz elimde süründü.


Şöyle bir paspasları olduğunu, buna uygun posta kutusu istediğini söyledi. Çıktı almak için uygun bir fotoğraf olduğunu düşündüğüm için dekupaj yapabileceğim bir fotoğraf oldu.


Baz olarak siyah ve füme renklerini kullandım. Beyaz ile kapatıcı kullanmaya alıştığımdan siyah ne kadar kolay geldi, anlatamam.



Bu haliyle bırakacaktım ama sonra biraz daha süslemek istedim. Hamur kabartma ile penguenlere boyut verdim.





Kendime de bir posta kutusu boyamam gerekiyor şimdi. Bir sonraki siparişi Burak verdi :)
Yarın postalıyorum kutuyu. Umarım beğenmişlerdir.

Pınar


4 Ocak 2017 Çarşamba

Yeni yıl ve diğer şeyler

Bütün dünyanın yeni yılı kutlu olsun.

Kötü bir sene geçirdik. Özellikle son günlerde herkes 2016'nın bitmesini öyle dört gözle bekledi ki, 2017'nin gelişi bir umut, yapay bir sıfır noktası, başlangıç, yenilik demekti. Ve özlenen huzurun gelebilmesiydi belki de.

Bizim her yerimiz yara bere içinde kaldı. Kanıyor, acıyor, yeniden kanıyor, kabuk bağlıyor, sonra haylaz bir çocuk gelip o kabuğu yeniden kaldırıyor ve bir türlü iyileşmiyor.

Bir ocakta, sabah uyanıp mahmurluğu atamamışken yine bir terör saldırısı haberi almak çok üzücüydü. Bu tip şeyleri yazmak istemiyorum. Unutmuyorum, ama zaman içinde olayı anımsasam da duygusunu az hissediyorum yazmadığım zaman. Ama yazdığım zaman, geri dönüp okuduğumda bütün bu olanları, duygum yeniden acıtıyor canımı, canım acısın istemiyorum, kimsenin canı acımasın istiyorum.

Ama acıyor.

Dünya benim için gitgide kötüleşiyor. Gitgide daha gerici, daha saçma, daha vahşi, daha katlanılmaz, daha korkunç, daha güvensiz, daha isteksiz, daha parçalayıcı bir hal alıyor.

Toplumsal olayların yanı sıra, günlük yaşantım da muhteşem değil. Kendim, eşim, kedim, ailem ve birkaç yakın diyebileceğim arkadaşım dışında çizdiğim sınırın içine alabildiğim kimse yok. Sevgisizlik değil hissettiğim. Aksine kendimi daha insancıl hissediyorum. Tanımadıklarıma, çocuklara, mağdurlara, mültecilere, ayrımcılığa uğrayanlara, sokaktakilere... Yani gözümün daha önce görmediklerine karşı. Fakat yine bu işte bir yanlışlık var; şimdi de gözümün önündekiler beni dehşete düşürüyor. Ben bir şeyleri beceremiyorum!

---ben bir şeyleri beceremiyorum vol.12642378542354284--

En son psikodrama oturumuna gittiğimde "Ben galiba insan olmayı beceremiyorum." demiştim Meral'e. Bunu dedikten sonraki yüz ifadesini sanırım anlatamam. Kötü olduğundan değil, nasıl anlatacağımı bilmediğimden dolayı. " O başka bir şey/ başka bir konu/ başka bir durum" gibi (belki de benim yazdığım bilmiyorum) bir şey demişti. Öyle, diyebildim sadece, başka bir durum, doğru.

Yeterince içimiz karardıysa başka bir konuya geçmek istiyorum. Tabii, bu kadar içedönük yaşamanın sonucu olarak daha çok kendimle uğraşır, daha çok bir şeyler üretir oldum. Bir şeyler var gibi ama aynı zamanda da bitemiyor gibi. Değişik.


Bu kumaşı belki de beş altı sene önce Karışıyaka'da bir kumaşçıdan almıştık annemle. Ucuz bir şeydi. Böyle dökümlü, hoş bir şey. Bir süre bir şey yapamadan durdu dolapta. Sonra kanaviçe işlemeye başladım. Amacım ilk başta yatak örtüsü yapmaktı. Dört köşesine motifleri işleyecektim. Hizalayıp ikinci köşeye geçince dikkatsizliğim ve aceleciliğim bir kez daha başıma kabak oldu. Neden? Çünkü kumaş yamuktu!


Ölçsene önceden değil mi? Hatta bir yıka bak bakalım, belki çekecek. Kumaş bok olduktan sonra ne anladım ben ona emek harcamaktan. Neyse, bir yere kadar kurtarılabilir kısmı vardı kumaşın, hizalayıp diğer köşeleri de işleyebilecektim. Ama bunun bedeli olarak kumaş kısaldı, ve kare bir masa örtüsü olabilecek ölçülere ulaştı.


Tabii, kumaşı kesmek zorunda kalınca bir süre benim de hevesim gitti. Aradan zaman geçtikten sonra yeniden elime alabildim örtümü. Tamamladım.

Ne ummuştuk, ne bulduk. Olsun, dersimi aldım (Kesin!). Her yeni işten sonra aslında bir şeyler daha öğreniyorum. Belki de sürece bakmak gerekir, değil mi?

Ben neden umut dolu, bıddııdı bıdıdı yazı yazamıyorum ya!

Bir sonraki hedefim, günaydın canlar, bugün nasılsınız bakalım diye yazıma başlamak. Öyle yapanların sevgi dolu, bol kalpçikli yazıları oluyor, ben de istiyorum.